Bir ülkenin en büyük gücü, farklılıklarını bir arada yaşatabilme irade ve bu iradeyi hayata geçirebilmesidir. Vatandaşlar; düşüncede, inançta, ideolojide ve siyasi tercihlerde birbirinden tamamen ayrı noktalarda durabilir. Bir ülkede insanlar farklı partilere oy verebilir, hatta birbirine taban tabana zıt görüşleri savunabilir. Bu çoğulculuk, demokratik hayatın tabii bir sonucudur. Ancak bütün bu farklılıkların üstünde ve ötesinde, herkesi eşitleyen bir ilke vardır: Vatanın çıkarları ve korunması söz konusu olduğunda herkesin eşit vazife ile yükümlü olması.
Devletin egemenliğini temsil eden makamlar, şahıslardan bağımsız olarak millet iradesinin tecelligâhıdır. Cumhurbaşkanı, bakan, belediye başkanı, milletvekili ya da herhangi bir kamu görevlisi, hatta siyasi parti mensupları, dernek yöneticileri, isterse sıradadan bir vatandaş kim olursa olsun; hangi partiye mensup olursa olsun, bir başka devletin saldırısına maruz kaldığında buna sevinmek, bunu meşru görmek ya da dolaylı biçimde desteklemek kabul edilemez. Bu tutum, muhalefet değil; doğrudan doğruya devletin ve milletin zararına bir körlüktür. Siyasi rekabet, sandıkta ve hukuk içinde yapılır; yabancı güçlerin saldırıları karşısında saf tutmak ise ahlaki ve milli bir sınavdır.
İşte tam da bu noktada vatanseverlik başlar. Yurt savunması, yalnızca sınırda nöbet tutmakla sınırlı değildir; zihinde, dilde ve tavırda da vatanı savunmayı gerektirir. Dış devletlerden medet umanlar, kendi ülkesinin zaafından güç devşirmeye çalışanlar, tarihin her döneminde “yerli işbirlikçi” olarak anılmıştır. Çünkü bir ülkenin geleceği, yabancı başkentlerin insafına bırakılamaz. Kendi sorunlarını kendi iradesiyle çözmeyen toplumlar, bağımsızlıklarını da koruyamaz.
Bu minvalde, ülkesine samimiyetle hizmet eden herkese teşekkür etmek bir borçtur. Farklı görüşlerde olsalar bile devletine sadakatle çalışanlar, bu milletin ortak paydasıdır. Ancak dış ülkelerden medet umanlara da açık ve net bir söz söylemek gerekir: Haddinizi bilin. Köpeklik yapmayın; havlamalarınızı kesin. Bu sert ifadeler, bir hakaret hevesinin değil, milli onuru savunma iradesinin yansımasıdır.
Vatana sahip çıkmak, her şartta ve her görüşte ortak bir duruş sergileyebilmektir. Çünkü vatan, bir partinin ya da bir grubun değil; geçmişiyle, bugünüyle ve geleceğiyle bütün bir milletindir. Bu bilinç kaybolduğunda, geriye ne siyaset kalır ne de özgürlük. Zira özgürlüğünüzü zaten bedavaya satmıştınız.








