Ben taa 13 Ağustos’ta yazdım amma, olay bir savcımızın hem de kendi makamında, anasıyla, babasıyla, kızıyla ve eşiyle tehdit edilmesi sonrasında Türkiye kamuoyuna yansıdı. Adamlar ve kadınlar doktorundan, hemşiresine, hastane sahibinden mafyasına kadar tam bir haydutluk çetesi kurup daha yeni doğmuş bebeklerimizi katletmekten zevk aldıkları gibi böylece servetlerine de servet katmışlar.
Bu adamların / kadınların utanmazlığına şaşmadım değil. Utanmadan nasıl yapabiliyorlar diyeceğim de hayvanların bile utandığına ben şahit oldum.
Bu rezilane ve vahşi suça kim karıştı ise, idamsa idam, ömür boyu hapisse ömür boyu hapis hepsi de cezasını çekmeli. Yoksa o yeni doğmuş mini minnacık yavrularımızın ahı alıp hepimizi götürür. İnsan hakları minsan hakları deyip, katillerin ve canilerin, suçluların ve böylesi ahlaksızların insanca muamele görmesine razı değiliz.
Baksanıza "5 tane değil, 3 tane bebek istiyorum. Böyle gebermeye yakın…” gibi insanlıkla hiç alakası olamayacak lafları edenlere nasıl insanca muamele edersiniz? Hukuk burada guguk olmasın. Bu tabirimiz guguk kuşuna da hakaret olmaz inşallah.
Bu katilleri sadece mahkum etmemeli, kendi tabirleri ile gebertmeli. Yoksa, hayattan koparılan bu kadar bebeğimize söylecek sözümüz olamaz. En azından, özür dileriz amma, onlar da geberdiler gittiler demeye yüzümüz olur.
Bu arada muhalefet partimizin Genel Başkanı sayın Özgür Özel’i hassaten ve hususen tebrik ediyorum. Bu işlemlerin yapıldığı hastanelere el konulmasını istediler. Evet, aynen ben de katılıyorum. Bu hastanelere el konulmalı ve daha yeni doğmuş yavrularını kaybeden ailelere tazminat ödenmeli. Bu tazminat bile acılı ailelerimizi teselli etmeye yetmeyecektir, amma, en azından bu vahşete itiraz ettiğimizi ve kendilerini desteklediğimizi de böyle göstermiş oluruz.
Ortada her şeyi planlayan bir terör örgütü var. İşi, dişi, ipi öylesine azıya almışlar ki, sırıtarak savcımızı tehdit edebiliyorlar. Kendileri hakkında soruşturma açılmasına müsaade eden bürokratlarımızı dolayısıyla devletimizi tehdit edebilecek cüreti gösterebiliyorlar. Bu katiller sürüsünün tüm işbirlikçileriyle derdest edip en ağır cezalara çarptırılmasını beklemek, sadece yavrularını kaybeden ailelerin değil, bizim de hakkımız.
Burada devlet caydırıcı gücünü kullanmalıdır. Sağlık Bakanlığından, Çalışma Bakanlığına. Adalet ve İçişleri Bakanlığından Maliye Bakanlığına bütün bakanlıklardaki işbirlikçileri derhal bulunmalıdır.
Şu özel hastane hastalığına da bir çare bulunmalıdır. Neredeyse hepsi, istisnalar üzerlerine alınmasın da, bir darphane gibi vatandaşın hastalığını istismar ederek soygun merkezleri gibi çalışıyor.
Özelden aldıkları yetmiyormuş gibi bu bebek olayında olduğu gibi Sosyal Güvenlik Kurumu’nu soymak için araç olarak da kullanılıyorlar. SGK hem tedavi hem de ilaç konusunda bu özel hastane hastalığına bir çare bulmak zorundadır. Aksi takdirde vatandaşın hastalığının istismar edilerek sömürülmesine destek vermiş olacaktır.
Biz, özel teşebbüse, özel hastanelere hiç bir zaman karşı çıkma gibi bir dertte değiliz. Ama sahtekarların özel hastane kurma hakkının, garibanın hastalığını sömürmesine de karşı çıkarız.
Devletimiz bu özel hastanelere neden böylesine gerek duyulduğunu iyi tespit ederek tedbirlerini almak zorundadır. Yani kısaca özel hastane bir ihtiyaç olmaktan çıkarılmalıdır. Bunun için de devlet hastaneleri, üniversite hastaneleri, insanımızı bu gibi insafsızların eline düşmeyecek şekilde organize edilmeli, ona göre kapasiteleri artırılmalı ve kaliteli hizmet ile, özel hastanelere olan ihtiyacı ortadan kaldırmalıdır. Ondan sonra kim gidip özel hastanede parasını saça saça tedavi olmak istiyorsa olsun. Bu da onların hakkı.
Eğer bir hasta, devlet hastanesinde randevu alamıyorsa, randevu alsa bile doktorların, hemşirelerin görevlerini unutup hastanın rahatsızlığına bakmaktan ziyade, “siz de niye geldiniz” dercesine onlara karşı ilgisiz tavırlarla karşılaşırsa, o zaman da insanımız, parayla yüzleri gülen özel hastanelere gitmek zorunda kalır.
Yani, özel hastane hastalığı biraz da devlet hastanelerinin beceriksizliklerinin hastalığı değil mi?
Ben burada şu veya bu devlet hastanesini kastetmiyorum. Ama bu hastanelerimizin insanımızın kafasında oluşan imajlarından bahsediyorum.
Elbette ki, devlet hastanelerimizde övünülecek, gurur duyulacak uygulamalar yok değil. Var, var, var. Elleri öpülesi doktorlarımız ve hemşirelerimiz oralarda da var. Lakin tüm sistemi değerlendirdiğimizde insanımızı özel hastanelerin kucağına atan bir yanlışlık olduğunu görürüz.
Sağlık Bakanlığımız hazır şu vahşi skandal ortaya çıkmışken bu işe acil el atmak zorundadır.








