Nizamettin Okutan
Ta baştan yazayım, piyasada ne kadar bol gıda olursa olsun, o gıdayı alamayacak garibanlar insanlar varsa, ya da fiyatlarının yüksekliği dolayısıyla acaba şimdi almasam diyenler için her zaman krizi vardır. Fakat benim burada dikkat çekmek istediğim, genel bir gıda krizidir. Yani, alabilecek durumda olsun veya olmasın insanlara yeteri kadar gıda üretilip üretilmediği meselesidir. Yoksa, garibanlar için gıda krizi her an mevcuttur.
Bu durum, bir ülkenin işsizlik, iş varsa işçiye ödenen garip ücretler gibi sosyal alanda yapılması gereken reformlardan birisidir.
Fakat asıl mesele, yeteri kadar insana, yeteri kadar gıda üretilip pazara arzedilebiliyor mu meselesidir.
Şu Trakyamız, baştan sona bir tarım üretim alanıdır ve Türkiye’de tarımsal üretime öncülük de etmektedir. Ama bu durum Trakyamız için, Kırklarelimiz, Tekirdağımız ve Edirnemiz için yeterli mi? Tabii buraya İstanbul’u özellikle eklemiyorum, yani bilerek İstanbul’u dışarıda tutuyorum.
Bana göre yeterli değildir. Başta Zziraat odalarımız olmak üzere, il özel idareleri ve valilikler bu konuya özel bir önem atfederek, öncelikle her bir ilin kendisine yetecek kadar çeşitli gıda üretim program ve projelerini hiç vakit kaybetmeden yürürlüğe koymalıdır. Hangi ürünün önceliğinden başlayarak en az her bir ilin kendisine yettiğinin ötesinde bir o kadar da dış illere gönderecek kadar ürün üretilmelidir.
Şimdi faraza diyorum, Kırklarelimizde günde 20 ton salatalık ve domates tüketiliyorsa, günlük 5 ton un, 1 ton yağ tüketiliyorsa ki, bu kalemlerin sayısı çok çok daha fazladır, Kırklarelimiz en az bunun iki katı üretim yapabilecek bir programa başlamalıdır.
Burada her ürünün yetişmeyeceği gerçeğinden hareketle ona göre sera üretimine geçilmeli ve bu ihtiyaç acilen giderilmelidir.
Bu ülkede tarımsal organizeler, tarımsal teşvikler, tarımsal kalkınma programları o kadar sayılamayacak kadar çok ki, işin içinden çıkmak mümkün değil. Devlet dünyanın teşviğini verir ama bu teşviklerin hakikaten tarımsal üretimi ve verimliliği ne kadar artırdığının denetimini yapmaz. Bölgesel kalkınma programlarında hep tarım teşvikleri yer alır, ama, hak edenler o teşvikleri alamayabilir ve hak etmeyenler de fazlası ile alabilir.
Bu bürokratik engeller tam anlamıyla kaldırılmalı ve gerçek bir tarımsal üretim programına başlanmalıdır. İllerde İl Tarım Müdürlükleri veya kooperatifler organizesinde her ilçeye, her köye bir üretim kotası verilmelidir. Kota kelimesine takılmayın. Kotadan kastım, kimin, hangi ilçede, hangi köyde ne yetiştireceğinin bilinmesi ve buna göre bir program uygulanmasıdır. Yoksa amacım, kota konulup belirli sınırlamalar getirilmesi değil.
Bu tarım programı ile her il kendine yeter duruma geldiğinde, İstanbul gibi, üretim alanları bakımından kısıtlı nüfus yoğunluğu olan kentlerin ihtiyacı da rahatça karşılanmış olur. Öte yandan, Antalya başta olmak üzere belirli üretim alanlarının üzerindeki baskı da kalkar, uzuuun ve pahalı nakliye derdi de çözüme kavuşur.
Bu programın iki ayağı var. Birincisi çiftçi. İkincisi ise ürünün tüketiciye ulaşımı. Tarım Kredi Kooperatifleri de bu alanda daha da aktif hâle getirilerek, üretici için hak ettiği fiyat, tüketici için de kaliteli ve ucuz gıda üretimi gerçekleştirilebilir.
Efendim, gübre, mazot ve ilaç fiyatları zirve yapmışken bu mümkün olmaz diyorsanız, aynı proje, gübrenin de, mazotun ve ilacın da ucuz olduğu dönemlerde de yürümez. Bu pahalılığına rağmen, neyin nerede nasıl ekilip nasıl toplanacağının ve sonunda da tüketiciye nasıl ulaştırılacağının top yekün bir şekilde proje ve organizesi ile hem kaliteli, hem ucuz, hem de üreticiyi memnun edecek bir üretim programı mümkün olabilir. Şimdiden başlanmazsa, gıdalarımız daha da pahalılaşacak, gariban için gıda krizi üzerine gıda krizi yaşanacaktır.