OKU/YORUM
İnsanoğlu yaşamak istiyorsa çalışmak zorundadır. Severek çalışırsa hem kazançlı ve hem de mutlu olur.
İster kendi işinde, ister başkasının veya devlet işinde çalışmış olsun. Yaptığı işin hakkını vermek zorundadır.
Böyle canla, başla çalışanların hakkını vermemiz ve takdir etmemiz gerekiyor. Eğer böyle çalışanların hakkını vermez takdir etmezsek haksızlık etmiş oluruz.
Bu daha ziyade Kamu Kurum ve Kuruluşların başta müdür ve diğer çalışanları başarılıysa onları biz BASIN ve üst düzeydeki yöneticiler takdir etmekle ödüllendirir ve motive edersek hem mutlu ve hem de daha başarılı olurlar.
Bu bir kuraldır. Mesela bir işveren, çalıştırdığı işçisinin hakkını verir, yaptığı işini beğenir takdir ederse, o zaman çalışan da aldığının hakkını fazlasıyla vermeye gayret eder ve verir de!
Eğer işveren işçisini takdir etmez ve gönlünü almazsa işçi işini severek yapmaz, oyalanır... Kaybeden kim olur? Tabi ki, iş bekleyen işverenler.
Bir öğrenciyi düşünelim. Öğrenci çok çalışır ve başarılı. Fakat hak ettiği notu öğretmenleri vermezse, öğrencinin okuma şevki azalmaz mı? Başarısı düşmez mi? Belki bulunduğu okul veya üniversiteden ayrılmayı bile düşünmeye başlar…
Bütün bunlar ortada iken, biz iyi ve azimli çalışanları takdir etmekle ödüllendirmez ve hakkını vermezsek hem haksızlık etmiş oluruz ve hem de kaybeden yine biz oluruz.
Kısacası çalışana sahip çıkmak ve takdir etmek zorundayız. Bunu hep beraber yapmalıyız. Kimin için? Kendimiz için… Kırklareli için… Hatta ülkemiz için yapmalıyız.
Eğer biz bunu yaparsak çalışanlar çalışmaktan zevk alır, huzurlu ve mutlu olur.
Şöyle bir düşünelim. İster kendi işimizde, ister başkasının işinde çalışmış olalım veya bize verilen bir görevi, canla, başla, severek çalışır ve başarılı olduğumuz da, bizi takdir ederlerse daha başarılı olmak için gayret etmez miyiz?
Fakat yaptığımızı önemsemezlerse bizde işimizi pek önemsememeye başlarız. Bunu aile bireyleri arasında da görebiliyoruz…
Öyle değil mi?