Fani dünyanın endişe verici, akıl sahiplerini hayrete düşürmeye devam ediyor. Bir yanda cihanın dört bir yanında yükselen feryatlar, diğer yanda israfın şatafatlı sofraları... Ukrayna semalarında yankılanan top sesleri, İran’da kanla yükselen rüzgarları ve Gazze'nin mazlum ahaliye reva görülen zulmü, insanlık vicdanını kanatıyor. Bu da yetmiyor İsrail'in Lübnan'a yönelen hışmı, Sudan'ın iç savaş girdabında boğulması ve açlığın pençesinde kıvranan milyonlar... Tüm bu vahamet tablosu karşısında, Batı'nın müreffeh diyarlarında sergilenen aşırı israf, adeta bir tezat-ı mutlak teşkil ediyor. Sanki bir el, bir tarafta yokluğu, diğer tarafta bolluğu pervasızca dağıtmış gibi.
Dünya, garip bir çılgınlığa sahne oluyor: Bir yanda kaynaklar israf içinde heba olurken, diğer yanda insanlık açlık ve kanla imtihan ediliyor. Ukrayna’da savaş var ve amerika ile İsrail istedi diye İran’da sokaklar kanla yıkanıyor. Fakat asıl çığlık, asırlardır devam eden bir matem havasıyla Gazze’den yükseliyor. Orada bir “soykırım ve işgal” var, üstelik sadece toprağın değil, ruhların da soy kırım ve işgali söz konusu. Soykırım kelimesi artık ne yazık ki bir tahminden ibaret değil; çocukların gözlerindeki donuk bakış, bunu ispatlamaya yetiyor. Lübnan’da İsrail’in saldırıları, korku salmak için adeta bir düstur haline gelmiş.
Afrika’ya, Sudan’a bakalım: İç savaş açlığı besliyor, açlık öfkeyi, öfke yeni savaşları doğuruyor. İnsanlar ot yemek zorunda kalırken, Batı’da israf çığırından çıkmış. Bir akşam yemeğinde çöpe giden gıda, Sudan’da yüzlerce aileyi doyurabilir. Batı’nın “medeniyeti” lüksünü arttırdıkça dünyanın kalanında kıtlık derinleşiyor. Bu densizlik, hicivden öte bir trajedi aslında. Herkes kendi menfezine akan sudan içiyor. Dünya nereye gidiyor? Görünen o ki, bir uçuruma doğru yürüyoruz. İsraf da şiddet de başını almış gitmiş. Geriye, vicdan sahibi birkaç çaresiz izleyici kalıyor. Ne tuhaf... Medeniyet dediğimiz şey, bir avuç aç çocuğun fotoğrafına “like” atmaktan ibaret olmuş.
Ukrayna'da süregelen harp, sadece toprakları değil, insan ruhlarını da yakıp kavuruyor. Bir zamanlar huzur içinde yaşayan insanlar, şimdi bombalar altında can veriyor. Gazze'de yaşananlar ise, modern çağın en büyük mezalimlerinden biri olarak tarihe geçiyor. Çocukların çığlıkları, annelerin gözyaşları, yıkılan evler, hastaneler, okullar... Bu vaziyet, insanlık onuruna vurulan bir darbe değil de nedir?
İsrail'in Lübnan'a yönelik saldırıları, bölgedeki gerilimi daha da tırmandırırken, Sudan'daki iç savaş, zaten yoksullukla boğuşan halkı açlığın ve sefaletin derinliklerine itiyor. Bir lokma ekmeğe muhtaç milyonlar, beka mücadelesi veriyor.
Ancak bu felaketler silsilesi yaşanırken, dünyanın diğer ucunda, Batı'nın refah içindeki ülkelerinde bambaşka bir tablo sergileniyor. Tüketim çılgınlığı, israfın zirvesine ulaşmış durumda. Bir öğünde artan yemekler, bir gecede atılan kıyafetler, lüzumsuz yere harcanan enerji... Adeta bir gaflet uykusu içinde, dünyanın kaynakları pervasızca tüketiliyor. Bir yanda açlıktan ölen çocuklar, diğer yanda çöpe atılan tonlarca gıda. Bu nasıl bir muvazenesizlik, nasıl bir adaletsizlik? İnsanlık, bu tezatlarla dolu gidişatın sonunu nereye varacak dersiniz?
Evet dünya nereye gidiyor? Bu sualin cevabı, her birimizin vicdanında saklı. Ya bu vaziyet-i perişaneye dur diyecek, insaniyet namına bir şeyler yapacak, ya da bu gaflet uykusuna devam edip, akıbet-i âlemin acı sonuçlarına katlanacağız. İbret-i âlem için, bu israf ve sefalet döngüsünü kırmanın vakti gelmedi mi? Belki de bu fani dünyanın baki olan tek gerçeği, değişimin kaçınılmazlığıdır. Lakin bu değişim, hayra mı şerre mi olacak, onu da zaman gösterecek.
Yorumlar
Kalan Karakter: