* Aynı zaman engelli bir çocuğa sahip olan “Mucize Doğumu” Kitabı’nın Yazarı Saba Deniz Uzun; “Yaşam her zaman bizim planladığımız gibi gitmiyor. Hayat hiç beklemediğimiz anda beklemediğimiz senaryolara da gebe. Egomuz daima tüm durumları planlamak istiyor, önünü görmek yarın ne olacağını bilmek istiyor. Dün ne yaşadığını tekrar tekrar kontrol edip, daha önce yaşanılan zorluklardan kaçmak için önlemler almaya çalışıyor. Yaşam daima onun isteği doğrultusunda gitsin istiyor. An'ın içinde var olabilmeyi bilmiyor. Egomuz her gün bir şey olabilmemizle ilgili özdeşleşmeler yaratmak istiyor. Örneğin patron olmak, zengin olmak, başarılı olmak, birinci olmak, evli olmak, çocuk sahibi olmak gibi. Bunları hissedemediğinde korkular geliştiriyor. Korkuların içinde boğuluyor ve kayboluyoruz” dedi.
HABER MERKEZİ
Kırklareli Engelliler Umut Spor Kulübü ve Derneği (KEUSD) “10-16 Mayıs Engeliler Haftası” dolayısıyla bir seminer düzenledi.
Eğitmen ve Danışman aynı zamanda “Mucize Doğumu” Kitabı’nın Yazarı Saba Deniz Uzun’un verdiği seminer 11 Mayıs 2017 Perşembe günü saat 11.00’da Kırklareli İl Özel İdaresi Cazibe Merkezi’nde gerçekleştirildi. Semire; Kırklareli Vali Yardımcısı Erdoğan Beypınar, Kırklareli İl Özel İdaresi Genel Sekreteri Ziya Eser, İŞKUR Kırklareli İl Müdürü Hasan Aksoy, CHP Kırklareli İl Başkanı Ünal Başkur, Türkiye Sakatlar Derneği Kırklareli Şube Başkanı Ercan Dinkler, Kırklareli Engelliler Umut Spor Kulübü ve Derneği Başkanı Nihal Bircan, Kırklareli Engelliler Yaşam Derneği Başkanı Behice Köseoğlu ve Derneklerin Yönetim Kurulu Üyeleri ile vatandaşlar katıldı.
* “Yaşam her zaman bizim planladığımız gibi gitmiyor”
Aynı zaman engelli bir çocuğa sahip olan “Mucize Doğumu” Kitabı’nın Yazarı Saba Deniz Uzun, seminerde yaptığı konuşmasında şunları kaydetti;
“Yaşam her zaman bizim planladığımız gibi gitmiyor. Hayat hiç beklemediğimiz anda beklemediğimiz senaryolara da gebe. Egomuz daima tüm durumları planlamak istiyor, önünü görmek yarın ne olacağını bilmek istiyor. Dün ne yaşadığını tekrar tekrar kontrol edip, daha önce yaşanılan zorluklardan kaçmak için önlemler almaya çalışıyor. Yaşam daima onun isteği doğrultusunda gitsin istiyor. An'ın içinde var olabilmeyi bilmiyor. Egomuz her gün bir şey olabilmemizle ilgili özdeşleşmeler yaratmak istiyor. Örneğin patron olmak, zengin olmak, başarılı olmak, birinci olmak, evli olmak, çocuk sahibi olmak gibi. Bunları hissedemediğinde korkular geliştiriyor. Korkuların içinde boğuluyor ve kayboluyoruz.
Sonrasında tüm hastalıklara merhaba diyoruz. Hastalıklar bazen karşılıksız bir aşk olarak, bazen takıntı olarak, bazen suçluluk duygusu olarak, bazen para korkusu olarak, bazen kanser, bazen felç, bazen serebral palsi olarak karşımıza çıkabiliyorlar. Hastalıklar bir noktada insanlardan önde gidiyorlar. İnsanların kontrol edemediği bir hal alıyorlar. Hatta insanların süreçlerini kendi istedikleri gibi yöneten bir yönetmen haline gelebiliyorlar. Egonun tüm oyunlarını da bozabiliyorlar. Kontrol etmeye çalıştığımız tüm yaşamı alt üst edebiliyorlar... Eğer onlarla savaşmak yerine, dans etmeyi öğrenirsek, bize bir mesaj vermeye geldiğin, yeni bir yaşam sunmak için önümüze çıktığını, bize yaşama güvenebilmeyi öğretmeye geldiklerini fark edersek armağanlarını sunup, sağlığa, mutluluğa, hazza dönüşüyorlar. Bize mucizenin önce kendimiz olduğunu gösteriyorlar, gereksiz yüklerimizi bıraktırıp engellerimiz olduğu kadar yaşamsal birçok kaynağımızın da olduğunu fark ettiriyorlar. İnsan yaşadığı bazı deneyimleri, üzerinden zaman geçince unuttuğunu sanır; ta ki o deneyimin kendisinde bıraktığı izleri aktive eden bir olay yaşayıncaya kadar... Hastalıklar bize unuttuğumuzu sandığımız, halının altına süpürüp içimizde öğütemediğimiz tüm tatsız deneyimleri dönüştürmek için şans tanıyan enstrümanlarımızdır. Ben hayatta çok şeyle sınanmış ya da merakından tüm zorlukları hayatına çekmiş bir insandım. Son zamanlarımda, tüm yaşadıklarıma rağmen artık düzlüğe çıktığımı düşünüyordum. Hayatımda en sevdiğim işi yapıyordum. Spiritüel bir yolculuğa çıkmış, ruhsal, bedensel, zihinsel sağlıkla ilgili onlarca eğitime katılmıştım. Duvarım anlı şanlı sertifikalarla doluydu. Eşim bir doktordu, o da işini iyi yaptığını düşünüyordu. Ne de olsa şehrin en tanınmış doktorlarındandı. Benle beraber işinde yeni ruhsal bilgi dağarcıkları oluşturmuştu. Kendimizle gurur duyuyorduk. Ne çok bilgimiz vardı. Neredeyse dünyayı çözmüştük. Tüm evrenin sırlarına ermiştik. Etrafımıza akıl veren, hayatla ilgili ahkâm kesen insanlara dönmüştük. Birbirimizi çok sevmiştik ve beraber mutlu bir yuva kurmuştuk. Şimdi de bir oğlumuz oluyordu. Çoğu insanın hayal ettiklerine ulaşmıştık. Hamileliğim kolay, sağlıklı geçiyordu. Bebeğimin gelişimi çok iyiydi. Doğum anı geldi. Apar topar hastaneye gittik. Doğumdan sonra kendime geldiğimde yüzü mosmor olmuş, başı şiş bir bebeğim vardı kucağımda. Bilemezdim ki artık hayatımız bambaşka bir yere yönleniyordu. Evet biz ailece evlatla sınanacaktık uzun süre. Bu sınav öyle böyle değildi, ezber bozduran, hiçbir şey bilmediğini idrak ettiren, bu güne kadar öğrendiklerinin ve kazandıklarının koca bir hiç olduğunu anlatan bir sınav... Sorularının cevabı Tanrı'dan başka hiç kimsede yoktu, tek şansın "mis" gibi yapmaktan vazgeçip gerçekten yaşama güvenmeyi öğrenebilmekti... Öncelikle bu yola tüm bildiklerimizi çöpe atarak başlamalıydık. Bazen öyle zor anlarım oldu ki, içimden oğlumla beraber intihar edip bu dünyadan göçüp gitme fantezileri bile kurdum. Oğlumuz Çağatay sanki bize bu işler böyle yapılmaz, hayatı, işinizi öğreneceksiniz, yaptıklarınızı beğenmedim, şimdi size öğretmen olacağım demek için gelmişti. Bu güne kadar çok rehberimiz olmuştu ama yattığı yerden hiç konuşmadan yaşam derslerini burnumuzu sürte sürte öğretenine hiç denk gelmemiştik. Şimdi rehberimiz karşımızdaydı. Bize de arkasına takılıp yeni yolculuğumuza koyulmak düşmüştü.
Sizlerle bu kitapta kendi gerçek hikâyemizden yola çıkarak, yaşamış olduğumuz deneyimlerimizi paylaşıp hayatınızda yeni bir sayfa aralamanıza, belki de içinizde var olup unutmuş olduğunuz potansiyelinize ulaşmanıza, kalbinizin arkasından gidebilmenize destek vermek için buluşuyoruz. Bu kitabı okumaya cesaret ettiğiniz için sizi tebrik ediyorum. Acının içinden geçip aydınlığa ulaşma cesareti göstermenin hiç kolay olmadığını biliyorum. Siz de şu anda bu kitapla kendi karanlığınıza adım atmış bulunuyorsunuz. Siz kendinize inandığınızda, din dil, ırk ayrımı olmadan, şifa size her yerden ve herkesten akacaktır. Kendi zihin sınırlarınızı kaldırdığınızda yaşam size Yaratıcıyı görünür kılacaktır. Zihin size her zaman vesvese yaratıp oyunlar oynayacaktır. İnsanları, etrafınızı, hayatı yargılamaktan vazgeçtiğinizde sadece kalbinizin sesini dinleyin; o en büyük yol göstericinizdir. Sizi mutlaka doğru rotaya kılavuzlayacaktır.”
Seminer Yazar Saba Deniz Uzun’un kitabını imzalamasıyla sona erdi. (Kadir Sinici)