Sanayi üretiminin gölgesinde unutulmaya yüz tutan geleneksel mesleklerden kalaycılık, Edirne sokaklarında yeniden hayat buldu. Trakya'da Yeşilyurt Gazetesi adına Edirne İl Temsilcisi Hanife Meriç’in gerçekleştirdiği röportajda, Bursa’dan gelen gezici Kalaycı ustası hem mesleğin inceliklerini hem de geleceğe dair umutlarını anlattı.

“Kalaycı Geldi” Diyerek Sokak Sokak Geziyor
Bursa’dan Edirne’ye gelen usta, yıllardır Anadolu’nun farklı şehirlerini dolaşarak kalaycılık yapıyor. Sokak aralarında yüksek sesle “Kalaycı geldi! Çelik tencerelerinizi, çaydanlıklarınızı, bakırlarınızı parlatırım!” diye seslendiğini söyleyen zanaatkâr, halkın ilgisinden memnun olduğunu belirtti. Fiyatların 500 TL’den başladığını ifade eden usta, özellikle salça ve turşu sezonunda yoğun talep aldıklarını dile getirdi.

“Bu Mesleği Nenelerimden Öğrendim”
Dört çocuk babası olan usta, kalaycılığı küçük yaşlardan itibaren öğrendiğini vurgulayarak, “Ben bu mesleği nenelerimden öğrendim. Küçüklüğümden beri ateşin başındayım. Mesleğimi severek yapıyorum. Bizden sonra da çocuklarımız bu mesleğe devam edecek. İnşallah bu zanaat bitmeyecek” dedi. Bu sözler, kaybolma tehlikesi yaşayan bir geleneğin umutla sürdürüldüğünü ortaya koyuyor.

Arife Gününe Kadar Edirne’de
Gezici kalaycı, arife gününe kadar Edirne’de olacağını, ardından bayram için Bursa’daki ailesinin yanına gideceğini söyledi. Bayram sonrası rotasının Çanakkale olacağını belirten usta, şehir şehir dolaşarak geçimini sağlıyor. Anadolu’nun sayılı gezici kalaycılarından biri olması, mesleğin ne kadar azaldığını da gözler önüne seriyor.

Kalaycılık Kültürel Bir Miras
Bir dönem her mahallede sesi duyulan kalaycılar, bugün neredeyse yok denecek kadar az. Çırak yetişmemesi, hazır mutfak ürünlerinin yaygınlaşması ve bakır kullanımının azalması mesleği bitme noktasına getirdi. Oysa kalaycılık yalnızca bir geçim kaynağı değil; aynı zamanda kültürel bir miras olarak geçmişle bugün arasında köprü kuruyor.
Geleneksel El Sanatlarına Sahip Çıkılmalı
Edirne sokaklarında yankılanan çekiç sesleri, bu zanaatin hâlâ yaşadığını gösteriyor. Ancak bu sesin kalıcı olması için toplumun ve yerel yönetimlerin geleneksel el sanatlarına sahip çıkması gerekiyor. Kaybolmaya yüz tutan değerleri yaşatmak, aslında kültürel kimliğimizi korumak anlamına geliyor.
Metin Karakuş