* CHP Kırklareli İl Başkanı Ünal Başkur; “Cumhuriyet; yılların birikimi olan bir serüvendir! Bir gece, top sesleri ardından ansızın ortaya çıkan bir anlayış değildir. Ve Mustafa Kemal Atatürk der ki; “Türkiye; Cumhuriyet usulü ile idare olunan bir Halk devletidir” Ulusal mücadeleyi izleyen dönemde, Parlamenter rejime atılan bir adımdır. Mustafa Kemal Atatürk; daha başından itibaren direniş hareketini Padişahın dışında, Padişahı dikkate almadan ve nihayet Padişaha karşı örgütlemiştir. Eskiden Osmanlı Orduları din ve devlet uğruna savaşa girmişlerdi. Milli Mücadelenin orduları ise vatan ve millet uğruna dövüşmekteydiler” dedi.
HABER MERKEZİ
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Kırklareli İl Başkanlığı “29 Ekim Cumhuriyet Bayramı” dolayısıyla 28 Ekim 2017 Cumartesi günü saat 13.00’te Atatürk Anıtı’na çelenk sundu.
Özgürlük ve Demokrasi Meydanı’ndaki Atatürk Anıtı önünde düzenlenen törene; Kırklareli Belediye Başkanı Mehmet Siyam Kesimoğlu, CHP Kırklareli İl Başkanı Ünal Başkur, CHP Kırklareli Merkez İlçe Başkanı Gürcan Gültekin, CHP Kırklareli Kadın Kolları Başkanı Zehra Nurşen Deyrin, CHP Kırklareli Merkez İlçe Kadın Kolları, CHP Kırklareli Gençlik Kolları Başkanı Erdem Erdin, CHP Kırklareli Merkez İlçe Gençlik Kolları Başkanı Mert Özkan, CHP’li İl ve Belediye Meclis Üyeleri ile partililer katıldı.
CHP Kırklareli İl Başkanı Ünal Başkur tarafından Atatürk Anıtı’na çelenk sunulmasının ardından Saygı Duruşu’nda bulunuldu ve İstiklal Marşı okundu. Daha sonra CHP Kırklareli İl Başkanı Ünal Başkur, günün anlam ve önemini belirten bir konuşma yaparak şunları kaydetti; Cumhuriyet; yılların birikimi olan bir serüvendir! Bir gece, top sesleri ardından ansızın ortaya çıkan bir anlayış değildir. Ve Mustafa Kemal Atatürk der ki; “Türkiye; Cumhuriyet usulü ile idare olunan bir Halk Devletidir!” Ulusal mücadeleyi izleyen dönemde, Parlamenter rejime atılan bir adımdır.
Mustafa Kemal Atatürk; daha başından itibaren direniş hareketini Padişahın dışında, Padişahı dikkate almadan ve nihayet Padişaha karşı örgütlemiştir. Eskiden Osmanlı Orduları din ve devlet uğruna savaşa girmişlerdi. Milli Mücadelenin orduları ise vatan ve millet uğruna dövüşmekteydiler.
Bu değerler uğruna mücadele, daha o zamandan Cumhuriyete gidişin bir belirtisi sayılabilir.
Yeni Türk Devleti’nin adının Cumhuriyet olmasını üç temel nedeni vardır.
1. Halifelik ve saltanattan yana olanların boş gibi sandıkları devlet başkanlığı makamı için bunalımlar yaratmalarını önlemek,
- Türkiye’nin dış ilişkilerinde yabancı devletlerin Türkiye’de siyasal rejimin istikrara kavuşmamış olduğu yolundaki kuşkularını önlemek,
3. Yeni Türkiye Devleti’nin modernleşmesi yolunda yapılacak devrimlere karşı, dinsel bir örgüt olarak yaşamakta olan halifelikten gelebilecek direnmeleri kırmak.
Ve Mustafa Kemal Atatürk Cumhuriyetin ilanı ile bu coğrafyada demokratik bir devrim yapmıştır.
Çünkü;
Doğu’da ; -İlk kez demokratik bir Cumhuriyet kuran O’dur.
- İlk kez dini, dünyadan (yani Laiklik)ayıran O’dur.
- İlk kez uygar insanlığın ortak bir aile olduğunu ilân eden ve bu aile üyeleri arasındaki engelleri kaldırmaya çaba harcayan O’dur.
Türkiye’de Cumhuriyet’in ilânı, tarihî bir gelişmenin doğal bir sonucudur. Ulusal Egemenlik ilkesinin, devletin siyasî rejiminin temel direği olması, bütün gelişmeleri Cumhuriyete yöneltmiştir.
Türkiye’de Cumhuriyet; demokratik rejime yönelik, demokratik Cumhuriyet olmuştur. Türkiye’de Cumhuriyet; batılı anlamda modern devlet şekli olarak gelişmiştir.
Türkiye’de Cumhuriyet, ırk, din, dil ve cinsiyet farkı gözetmeksizin, bütün vatandaşların paylaştıkları ve yararlandıkları siyasi rejimin adı olmuştur. Eşitlik ilkesi, herkesin kanun önünde eşitliği, Türk cumhuriyetinin özelliğini oluşturmuştur.
Ve Mustafa Kemal Atatürk 28 Ekim 1923 akşamı der ki; ‘’Efendiler; yarın Cumhuriyeti ilan edeceğiz. Türkiye Devletinin hükümet şekli Cumhuriyet’tir’’
Saygıdeğer Yurttaşlarımız; 94 yıl önce Saltanat anlayışına karşı verilen milli mücadele anlayışı ile Demokratik Cumhuriyetin temelleri atılırken, karşı devrim süreci de toplumda ki etkileşimini sürdüre gelmiştir.
Cumhuriyet’imizin 94. yılını kutlamaya çalıştığımız bu günde; Cumhuriyet kazanımlarını yok sayan, kuruluş felsefesine aykırı ve varolan Parlamenter Demokratik Cumhuriyeti rededen bir anlayış ülkemizde hüküm sürmektedir.
Yoksullaştıran ve cahilleştiren bir politik anlayış ile toplumun bir kısmı, biat eden bir yapıya büründürülmüştür.
Mustafa Kemal Atatürk; "Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz. En doğru, en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır" der iken;
Var olan iktidarın geçmişte ki ortağı, kendi tarikat anlayışı çerçevesinde bir kanlı darbe girişiminde bulunmuştur. Amaç; Ülkeyi, çağdaş uygarlıklar hedefinden uzaklaştırmaktır. Her türlü gerici darbe ve anlayışa karşın bu ülke; Şeyhlerin, Dervişlerin, Meczupların Ülkesi olmayacaktır!
Var olan iktidar; Parlamenter Demokratik Cumhuriyet anlayışını rededen bir anlayışla otoriter-tek adam mantığını egemen kılmak için 16 Nisan’da halkoylamasını gündeme getirmiştir. OHAL gölgesinde çıkartılan KHK’lar ile Devletin her türlü gücünün fütursuzca kullanıldığı bir ortamda, Halkoylaması sandığını korumakla yükümlü YSK’nın hukuka aykırı aldığı kararlar ile meşruluğu tartışılır bir Halkoylaması sonrasında %51.4 ile Parlamenter Cumhuriyet rejimini Tek Adam rejimine dönüştürdüler. Parlamenter Demokratik Cumhuriyet rejimini savunanlar olarak Tek Adam rejimine Hayır diyoruz. Meşruluğu tartışılır bu Halkoylaması sonrasında Devlet; Saraydan, Partiden ve Meclisten yönetilen ‘’Çoklu Paralel Devlet Yönetimi” anlayışı ile yönetilmekte olup; bu yönetim anlayışına Hayır diyor ve yüksek sesle Parlamenter Demokratik Cumhuriyet Rejimini yeniden iktidar kılacağımızı yüksek sesle haykırıyoruz.
16 Nisan Halkoylamasında Evet çıkarsa; her şeyin daha güzel olacağını ifade eden iktidar, uyguladığı politikalar sonrasında ülkeyi kaosa sürüklemiştir.
Yarattıkları Yeni Türkiye’de; pirinç Tayland’dan, Buğday Rusya’dan, Mercimek Kanada’dan, Saman Bulgaristan’dan, Et Sırbistan’dan, Vatandaş ise Suriye’den ithal edilmektedir. Türkiye Cumhuriyeti kendi kendine yeten bir Ülke’den insanını bile dışarıdan ithal eden bir ülke konumuna dönüştürülmüştür! Bu üretimsizleştirmeye, yabancılaştırmaya ve aidiyetsizleştirmeye Hayır diyoruz.
Türkiye Cumhuriyeti rejimini kuran Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘’Yurtta Barış, Cihanda Barış’’söylemine karşın her gün şehit haberleri ile yaşadığımız bir ülkede yaşıyoruz. Sıfır sorun söylemlerine karşın, çevremizde dostumuzun kalmadığı bir coğrafyada yaşamaya mahkum edilmiş, Ortadoğu’da savaş bataklığına saplanmış, Doğal Müttefikimiz dediğimiz Amerika’dan vize alamaz hale gelmiş, Avrupa ülkelerinde Türk vatandaşının köpekler tarafından kontrol edildiği bir itibarsızlaştırmaya mahkum edilmiş durumdayız. “Türk insanının en ucuz ithal ürünü askeridir!” Anlayışına ve bu ülke insanının her türlü itibarsızlaştırılmasına Hayır diyoruz.
Yeni yarattıkları Türkiye’de % 49.5 ile seçilen Başbakan görevden alınmış, Güneydoğu’nun neredeyse tamamı Kayyum Belediye Başkanları ile yönetilir hale getirilmiş. Metal yorgunluk denilerek İktidar partisinin Belediye Başkanları istifa ettirilmeye başlanmış. Ve geldiği durumda; şu an toplumun % 41’i kendi seçmedikleri tarafından yönetilmektedir. “Sandıkla gelen sandıkla gider” diyerek Halkın seçtiklerinin istifa ettirilmesini ve de görevlerinden alınmasını asla ve asla onaylamıyoruz!
Yapılan yasa değişiklikleri ile Kayıtsız koşulsuz itaatin dayatıldığı Ülkemizde, Egemenlik kayıtsız koşulsuz Ulusundur diyerek, Ulus bilincinin yok edilerek, yerine dayatılarak konmak istenen Ümmet bilincine Hayır diyoruz.
Medeni Hukukta yapılan değişiklikler ile Uluslar arası hukuk anlaşmalarına aykırı yapılan düzenlemeleri onaylamıyoruz. Özellikle Müftülere Nikah yetkisinin verilmesini, kadının 2. sınıflaştırılması olarak değerlendiriyoruz. Çıkartılan bu yasa Müftü-İmam sorunu değildir. Bu sorun 100 yıllık medeni hak kazanımlarının yok sayılması sorunudur. Bu sorun, toplumun ayrıştırılması sorunudur. Bu sorun dinsel ayrıştırma sorunudur. Çünkü yarın; papaz da, haham da bu konuda yetki isteyecektir. Çok katmanlı toplumumuz da bu ayrıştıran mantığa Hayır diyoruz.
Var olan iktidar; istediği toplumu yaratma adına milli eğitim politikalarında aldığı kararlar ile eğitimi gericileştirmiş ve her yerde İmam Hatipler açarak eğitimin niteliğini düşürmüştür. Bizler İmam Hatiplere Karşı değiliz. Ancak o okulların birer meslek lisesi olduğunu ve bu eğitim kurumlarında verilen eğitim anlayışı ile toplumumuzun yönünün Çağdaş Uygarlıklar yönüne değil 3. Sınıf ülkelerin anlayışlarına yönlendirildiğini düşünüyoruz.
Ve hedefimizin; Çağdaş Uygarlık, Laik-Demokratik Eğitim olduğunu haykırıyoruz.
Ve son olarak; Bu Ülkenin Cumhurbaşkanı, Başbakanı, Bakanı; Şehirlerimize ihanet edilmiştir! İşsizliği indiremedik! Enflasyonu düşüremedik! Eğitimde başarısız olduk! Terörü yok edemedik! Obez devleti var! Diyor ise; biz de diyoruz ki; Siz bu Ülkeyi yönetemiyorsunuz! O nedenle o koltukları Terk edin! Daha çağdaş, daha demokratik, daha barışçıl, daha adil ve daha insan onuruna yakışır bir Türkiye’nin ve Dünyanın mümkün olduğunu yüksek sesle haykırıyoruz!
Ve İstanbul’a ihanet ettiklerini söyleyenlere;
Şairin dediği gibi;’’
“Bekle bizi İstanbul…
Haramilerin saltanatını yıkacağız… Bekle bizi İstanbul” diyoruz.
Cumhuriyet rejiminin kurulmasında ve savunulmasında, emeği geçen başta Mustafa Kemal Atatürk, kurucu Atalarımız bu uğurda yitirdiklerimiz ve gazilerimizi, rahmet ve saygı ile anıyoruz.
Biz onu çok sevmiştik!
Biz onu çok seviyoruz!
Cumhuriyetimizin 94. Yılı kutlu olsun” (Kadir Sinici)